Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında, üye ülkelerin liderleri ile davetli devlet başkanları onuruna bir akşam yemeği verdi.
Yemek menüsü günlerdir tartışılıyor.
Oysa ortada abartılacak da eleştirilecek de bir durum yok.
Menüye baktığınızda taş fırın pidesinden Trabzon tereyağına, Hizan karakovan balından Kayseri mantısına, deniz levreğinden dana kaburgaya, firik pilavından Maraş dondurmasına kadar Anadolu'nun birbirinden değerli lezzetleri yer alıyor.
Tatlı olarak ise Sütlü Nuriye, Antep fıstığı ve Maraş dondurması ikram edilmiş.
Peki burada eleştirilecek ne var?
Bugün orta gelir seviyesindeki milyonlarca vatandaşımız bu yemeklerin önemli bir kısmını özel günlerde veya ailesiyle birlikte rahatlıkla tüketebiliyor. Kuşbaşı kebap, Adana kebabı, döner, mantı ya da dondurma artık toplumun her kesiminin ulaşabildiği lezzetlerdir. İnşaatta çalışan işçimiz de kebap yiyor, öğrencimiz de dondurma yiyor, memurumuz da hafta sonu ailesiyle bu sofralara oturabiliyor.
Devlet, misafirini ağırlarken kendi kültürünü, mutfağını ve misafirperverliğini gösterir.
Bundan daha doğal ne olabilir?
Türkiye, dünyanın en zengin mutfaklarından birine sahip. Ev sahibi olarak yabancı devlet başkanlarına kendi kültürümüzü tanıtmak kadar doğal bir davranış olamaz.
Hatta bana göre sofrada eksikler vardı.
Yaz mevsiminin bereketini yansıtan kiraz, kayısı, şeftali, karpuz ve kavun gibi Anadolu'nun eşsiz meyveleri de masaları süsleyebilirdi.
Adana kebabı, kuşbaşı kebabı ve döner gibi dünyaca tanınan lezzetlerimiz de farklı sunumlarla misafirlere ikram edilebilirdi.
Çünkü o sofralar sadece Cumhurbaşkanlığı'nın değil, 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının misafirperverliğini temsil ediyor.
Devletimizin itibarı, milletimizin kültürü ve Anadolu'nun zenginliği o masalarda dünyaya gösteriliyor.
Fakat ne yazık ki bazı insanlar için yapılan işin kalitesinin hiçbir önemi yok.
Onlar, kimin yaptığına bakıyor.
Eskilerin güzel bir sözü vardır: "Bazıları güneşi bile çamurla sıvamaya çalışır."
Öyle bir anlayış var ki; dünyanın en doğru işi yapılsa bile alkışlamaz, en güzel organizasyon gerçekleştirilse bile bir kusur arar.
Çünkü amaç değerlendirmek değil, eleştirmek...
Yapıcı olmak değil, yıpratmak...
Böyle bir zihniyeti memnun etmek zaten mümkün değildir.
Bizim bakmamız gereken nokta şudur:
Türkiye, uluslararası bir zirvede misafirlerini kendi kültürüyle, kendi mutfağıyla ve kendi misafirperverliğiyle ağırlamıştır.
Bununla gurur duymak gerekir. emeği geçenlere ben teşekkür ediyorum.
Eleştirilecek şeyler elbette olabilir; ancak eleştiri, akıl ve vicdan süzgecinden geçmelidir.
Sırf muhalefet yapmak adına yapılan eleştiriler ne ülkeye katkı sağlar ne de topluma fayda getirir.
Bazı tartışmalar gerçekten konuşmaya bile değmez.
Çünkü basit düşünceler, büyük meseleleri göremez.
Devlet Başkanlarına : " Onlar istiyor ki sabahları çay - simit, öğleye kızılayda tavuk veya et dürümü verilsin !" onunla mutlu olacaklar yazık , ne kadar basit insan bunlar böyle ?
Kalın sağlıcakla…


